Televizyonda ablamın dediğine göre böyle bi olay yaşanmış bizim klasik basın ortalığı velveleye vermiş.
Aslında bu ilk defa yaşanan birşey değil. Karadenizin silindiği haritalar zaten el çizimi yani bir oyun, film, karikatür ya da o tarz bir yayında kullanılan türden haritalar olduğu için pek önem verilmez. Öyle ki İtalya bi gariptir, Küba'dan küçük adalar yoktur, Japon adaları tekmiş gibi gözükür vs.
Üstelik Karadeniz'e kıyısı olan bi tek biz değiliz ancak bu tür olaylar sadece bizde konuşuluyor.
Türk Basını yine araştırmadan etmeden bas bas bağırıyor. Oysaki ben bunu çok defalarda görmüştüm.
Şimdi ismini hatırlayamadığım birçok oyunda bu böyleydi. Silkroad oyununda oyuna girince yunan mitolojisinden Atlas sırtında dünyayı taşırdı ve Karadeniz bunda da yoktu.
The Big Bang Theory s8e13'te yine Karadeniz'in olmadığı bir harita görülebilir.
Diyeceğim şudur ki bu önemli bi olay değildir önemli olsaydı da üzerine araştırma yapmadan panik havası şeklinde bundan bir haber yapmak da hiç doğru değildir. Bir kez daha yıllardır televizyon izlememenin rahatlığını hissetmiş olmak da ayrı bi güzeldir.
20 Haziran 2015 Cumartesi
Satrancın Çirkefleşmesi
Küçüklüğümden beri satranç oynamayı ve izlemeyi hep sevdim. Aile bireyleri ve arkadaşlarla da sık sık oynardım ve bundan çok zevk alırdım. Beni doyururdu. Kaybetmek ya da kazanmak önemli değildi. Yenmek tabiki daha zevkliydi ancak daha o yaşlardan beri kazandıktan sonra rakiplerimi sinirlendirmezdim hep saygı gösterirdim. Oyunu oynamak için oynardım kazanmak için değil.
Nihayetinde okulda satrancı en iyi oynayan kişi olarak turnuvalara gittik. Tabiki o halimle herkesin benim gibi olmasını beklemiştim. Saygıdeğer ve yetenekli rakiplerle uzun uzadıya eğlenceli maçlar yapacaktım. Ancak öyle olmadı.
9 yaşındaki çocuğa herşeyin kazanmak olduğunu öğretmiş bir hoca ya da anne/baba'nın ürünüyle karşılaştım. Hem de çok defa. Herkes bencilce sadece kendini düşünüp sırf kazanmak karşı tarafı mutsuz etmek hüsrana uğratmak için oynuyordu. Oyundan aldıkları zevk kalmamıştı buharlaşmıştı adeta ve gözlerini kazanma hırsı bürümüş ve kazanmakla alacağı zevkin peşinde.
Bunları beklemeyek gittiğim bi turnuvada bunları görmek tüm konsantrasyonumu altüst etti. Rakiplerinin -yani benim- konsantrasyonunu bozmak için olmayak planlar, hareketler ve gıcıklıklar silsilesi başlardı. Bunlardan en çok belirgin olanı da zaten oynanacak olan taşın dokunulduğunda "tuşe" demekti. Fransızca dokunmak anlamına gelen bu kelime oyuncuyu dokunduğu taşı oynaması yönünde zorlamaktadır. Anca zaten oynanacak hamlede bunu demek ve bunu her hamlede demek karşı tarafın sinirlerini rahatça bozabilirdi ve bu olmuştu zira oraya ne düşünceler ve hayallerle gelenler vardı. Böyle bi durumun ihtimali dahi akıllarda yoktu ve buna psikolojik olarak hazırlanılmamıştı.
Karakteristik yapı özelliğim nedeniyle bu olaylardan fazla etkilendim ve zamanla en sevdiğim oyundan, bir spordan belki de bi kaç yıl içinde bir yaşam tarzım olacak olan satrançtan zamanla soğudum. Şunu biliyorumki çok ünlü ve başarılı bir satranç ustası olabilirdim ancak bu olmadı.
Nihayetinde okulda satrancı en iyi oynayan kişi olarak turnuvalara gittik. Tabiki o halimle herkesin benim gibi olmasını beklemiştim. Saygıdeğer ve yetenekli rakiplerle uzun uzadıya eğlenceli maçlar yapacaktım. Ancak öyle olmadı.
9 yaşındaki çocuğa herşeyin kazanmak olduğunu öğretmiş bir hoca ya da anne/baba'nın ürünüyle karşılaştım. Hem de çok defa. Herkes bencilce sadece kendini düşünüp sırf kazanmak karşı tarafı mutsuz etmek hüsrana uğratmak için oynuyordu. Oyundan aldıkları zevk kalmamıştı buharlaşmıştı adeta ve gözlerini kazanma hırsı bürümüş ve kazanmakla alacağı zevkin peşinde.
Bunları beklemeyek gittiğim bi turnuvada bunları görmek tüm konsantrasyonumu altüst etti. Rakiplerinin -yani benim- konsantrasyonunu bozmak için olmayak planlar, hareketler ve gıcıklıklar silsilesi başlardı. Bunlardan en çok belirgin olanı da zaten oynanacak olan taşın dokunulduğunda "tuşe" demekti. Fransızca dokunmak anlamına gelen bu kelime oyuncuyu dokunduğu taşı oynaması yönünde zorlamaktadır. Anca zaten oynanacak hamlede bunu demek ve bunu her hamlede demek karşı tarafın sinirlerini rahatça bozabilirdi ve bu olmuştu zira oraya ne düşünceler ve hayallerle gelenler vardı. Böyle bi durumun ihtimali dahi akıllarda yoktu ve buna psikolojik olarak hazırlanılmamıştı.
Karakteristik yapı özelliğim nedeniyle bu olaylardan fazla etkilendim ve zamanla en sevdiğim oyundan, bir spordan belki de bi kaç yıl içinde bir yaşam tarzım olacak olan satrançtan zamanla soğudum. Şunu biliyorumki çok ünlü ve başarılı bir satranç ustası olabilirdim ancak bu olmadı.
23 Nisan 2015 Perşembe
Olması gereken
Dobruca'nın üstündeki Bucak'ta yıllar boyu Peçenekler, Kumanlar ve daha sonra da Tatarlar egemen oldu. Osmanlı buraya geldiğinde zaten müslüman bir bölge ile karşılaşmış oldu. Bucak'ın yanısıra güneyindeki Dobruca'da da büyük miktarda müslüman nüfusu vardı. Daha sonra Rus zulmünden kaçan Bucak ve Kırım Tatarları ve Nogaylar Dobruca bölgesine yerleşerek buradaki müslüman nüfusunun oranını %65 lere kadar çıkardı ki ne selanik ne üsküp ne de edirne bu kadar yüksek bi müslüman nüfusuna sahipti. bunu kimse bilmez. aşağıdaki haritayı görmüş kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Köstence, Varna, Silistre, Rusçuk, Şumnu...Gözümde tüm müslüman Boşnak, Arnavut, Makedon, Pomak, Bulgar, Ulah, Goralılar Türktürler ancak burasının müslüman nüfusunun içerisinde hiç biri yok sadece Tatar ve Türk (ve tabiki de müslüman olmuş eski peçenek, kuman, bulgarlar dahil ) lerden oluşuyordu. Buna rağmen bunlar asla bilinmez.
- Balkan Savaşları sonucu Türkler öldürülüp, sürgün edilmeyip, asimile edilmeseydi.
(632,000 Türk, Pomak, Boşnak, Makedon ve 180,000 Arnavut)
- Girit, Eğriboz, Yenişehir, Tesalya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna, Kosova, Yeni Pazar, Vidin, Sofya, Varna, Şumnu, Rusçuk, Köstence, Bucak, Gagavuzya'dan Türkler mübadele edilseydi.
- Ermeniler Erzurum başta olmak üzere Ağrı, Van, Kars, Urfa, Halep, Yozgat, Elazığ'da 600,000'den fazla Türk'ü katletmeseydi.
- Türk ordusunu arkadan vurmuş Arap, Kürt, Ermeni vs ile Mısır-Filistin-Lübnan-Ürdün-Şam-Bağdat-Yemen-Hicaz-Libya'daki Türklerle değiştirilse.
- Kerkük-Musul-Erbil-Telafer-Altınköprü İngilizlere ve daha sonra Irak'a bırakılmasaydı.
- Diyarbakır, Van, Mardin Kürtleşmeye terk edilmeseydi.
-1918'de ele geçirilen Bakü ve Azerbaycan halkı terkedilmeseydi.
-1919'a kadar hala elde tutulan Hicaz ve Yemen'deki bölgelere karşılık Tartus ve Deyrizor illeri alınsaydı.
-1920'de ele geçirilen Gümrü bırakılmasaydı.
-Batum Sovyetlere bırakılmasaydı.
-1945'te Türkiye'nin hakkı olan Rodos ve civardaki adalar hakkedildiği gibi alınsaydı.
-Ortadoğu etnik yapıya göre bölünseydi, Suriye ya da Irak gibi bölge adları yerine.Şöyle bi harita ortaya çıkardı:
İşte savaşların yine olacağı ama minimal kalacağı bir ortadoğu.
Bu da Türkiye'nin etnik yapısı:
- Balkan Savaşları sonucu Türkler öldürülüp, sürgün edilmeyip, asimile edilmeseydi.
(632,000 Türk, Pomak, Boşnak, Makedon ve 180,000 Arnavut)
- Ermeniler Erzurum başta olmak üzere Ağrı, Van, Kars, Urfa, Halep, Yozgat, Elazığ'da 600,000'den fazla Türk'ü katletmeseydi.
- Türk ordusunu arkadan vurmuş Arap, Kürt, Ermeni vs ile Mısır-Filistin-Lübnan-Ürdün-Şam-Bağdat-Yemen-Hicaz-Libya'daki Türklerle değiştirilse.
- Kerkük-Musul-Erbil-Telafer-Altınköprü İngilizlere ve daha sonra Irak'a bırakılmasaydı.
- Diyarbakır, Van, Mardin Kürtleşmeye terk edilmeseydi.
-1918'de ele geçirilen Bakü ve Azerbaycan halkı terkedilmeseydi.
-1919'a kadar hala elde tutulan Hicaz ve Yemen'deki bölgelere karşılık Tartus ve Deyrizor illeri alınsaydı.
-1920'de ele geçirilen Gümrü bırakılmasaydı.
-Batum Sovyetlere bırakılmasaydı.
-1945'te Türkiye'nin hakkı olan Rodos ve civardaki adalar hakkedildiği gibi alınsaydı.
-Ortadoğu etnik yapıya göre bölünseydi, Suriye ya da Irak gibi bölge adları yerine.Şöyle bi harita ortaya çıkardı:
İşte savaşların yine olacağı ama minimal kalacağı bir ortadoğu.
Bu da Türkiye'nin etnik yapısı:
Teknolojinin geleneklere katkısı ve unutulması gereken gelenekler
Geleneklerimiz gereği akrabaya eşe dosta hal hatır sormak çok önemlidir. belki de diğer kültürlerde olmadığı kadar. akrabalarımıza verdiğimiz önem zaten sürüsüyle aile içi kişiden kişiye değişen hitap biçimleriyle açıklanabilir.
teknolojinin gelişmesi ile bayramlarda, tatillerde, kandillerde insanlar akrabaları ile konuşabiliyorlar. teknoloji insanları bozdu diyenler bunu dikkate almıyorlar.
Ramazan davulcuları eskiden bir zorunluluktu kimsenin çalar saati yokken gerekli bir şeydi. Ancak şimdi herkesi var ve isteyen istediği saatte kalkar sahuru yapmasına ve bu yüzden gereksiz yere 1 saat önceden kalkmasına gerek yoktur zira davulcular ritimsiz düzensiz sürekli olarak bam bam vururlar. Bu gelenek unutulsa bırakılsa milletin sağlığı ve geleceği için daha hayırlı olur.
teknolojinin gelişmesi ile bayramlarda, tatillerde, kandillerde insanlar akrabaları ile konuşabiliyorlar. teknoloji insanları bozdu diyenler bunu dikkate almıyorlar.
Ramazan davulcuları eskiden bir zorunluluktu kimsenin çalar saati yokken gerekli bir şeydi. Ancak şimdi herkesi var ve isteyen istediği saatte kalkar sahuru yapmasına ve bu yüzden gereksiz yere 1 saat önceden kalkmasına gerek yoktur zira davulcular ritimsiz düzensiz sürekli olarak bam bam vururlar. Bu gelenek unutulsa bırakılsa milletin sağlığı ve geleceği için daha hayırlı olur.
Turizm
Türkiye'de yasaklanması gereken olaydır.
Ortalama bir vatandaşın iyiliği için kesinlikle gereklidir.
Önce bu sebeplere gelmeden, şu verileri vererek turizmde zaten başarısız olduğumuzu göstermek istiyorum.
Türkiye toplam turist sayısında dünyada 5. sırada ama elde edilen gelirde 10. sırada. Bunun dengelenmesi sağlanmadan turizmden medet umulmamalıdır. Bunun anlamı başka ülkelerden insanlar sırf paraları değerli diye gelip burada krallar gibi yaşıyorlardır.
Bu gelen turistler nerede mi kalıyor? Dünyanın en ünlü otellerinde hilton gibi zincirlerde ya da yine milyonerliği aşmış türklerin elinde. Bu turistler ne yiyor ne içiyor?
Starbucks'tan bir mocha ve Mcdonalds'tan bir big mac...
Hakkını yemeyelim bizim maraş dondurmacısı da bi kaç kuruş kazanıyor elbette. Ama aslan payı, yani %95'inin nereye gittiği belli. Ve daha sonra o yüzde doksan beşin nereye gittiği belli değil. Vergiye yüzde kaçı gidiyor sanırsınız? gitmesi gerekenin çok az bir miktarı. yani devlet zaten kazanamıyor ki vatandaşa başka yatırım yapsın. Tam tersine vatandaştan alınan vergi Samsun'da, Isparta'da halka yardım olarak kullanılacağına İstanbul'daki turiste hizmet etsin diye bir ton yol, park, otobüs, metro vs yapılıyor. güvenlikleri sağlansın diye daha fazla polis gerekiyor vs.
Vatandaşa kalan nedir peki? İstanbul'da hayvani bir trafik, metrolarda otobüslerde gereksiz kalabalık, müzelerimizde gereksiz doluluk. Fiyatlarda bindirmeler her köşede her dükkanda. Turistlere ayıp olmasın diye kendi insanımızı hor gören şerefsiz memurlar da cabası.
Elbette Türkiye para kazanıyor ama halk olarak çektiğimiz zahmete bu değer mi?
Ortalama bir vatandaşın iyiliği için kesinlikle gereklidir.
Önce bu sebeplere gelmeden, şu verileri vererek turizmde zaten başarısız olduğumuzu göstermek istiyorum.
Türkiye toplam turist sayısında dünyada 5. sırada ama elde edilen gelirde 10. sırada. Bunun dengelenmesi sağlanmadan turizmden medet umulmamalıdır. Bunun anlamı başka ülkelerden insanlar sırf paraları değerli diye gelip burada krallar gibi yaşıyorlardır.
Bu gelen turistler nerede mi kalıyor? Dünyanın en ünlü otellerinde hilton gibi zincirlerde ya da yine milyonerliği aşmış türklerin elinde. Bu turistler ne yiyor ne içiyor?
Starbucks'tan bir mocha ve Mcdonalds'tan bir big mac...
Hakkını yemeyelim bizim maraş dondurmacısı da bi kaç kuruş kazanıyor elbette. Ama aslan payı, yani %95'inin nereye gittiği belli. Ve daha sonra o yüzde doksan beşin nereye gittiği belli değil. Vergiye yüzde kaçı gidiyor sanırsınız? gitmesi gerekenin çok az bir miktarı. yani devlet zaten kazanamıyor ki vatandaşa başka yatırım yapsın. Tam tersine vatandaştan alınan vergi Samsun'da, Isparta'da halka yardım olarak kullanılacağına İstanbul'daki turiste hizmet etsin diye bir ton yol, park, otobüs, metro vs yapılıyor. güvenlikleri sağlansın diye daha fazla polis gerekiyor vs.
Vatandaşa kalan nedir peki? İstanbul'da hayvani bir trafik, metrolarda otobüslerde gereksiz kalabalık, müzelerimizde gereksiz doluluk. Fiyatlarda bindirmeler her köşede her dükkanda. Turistlere ayıp olmasın diye kendi insanımızı hor gören şerefsiz memurlar da cabası.
Elbette Türkiye para kazanıyor ama halk olarak çektiğimiz zahmete bu değer mi?
Windows'a bişey yüklemek
Son dönemlerde çok kullanılan genel programların bile içine gereksiz ve gıcık programların eklenmesi sebebiyle windows'tan soğumaktayım. Bunu elbet istemezdim elbette windows bizim ilk aşkımızdı.
Bu lanet gereksiz programların yüklenmesini iptal etmek için hızlıca next'lere bastığımız yerleri ayrıntılı okumak gerekiyorki bu birşey yüklemenin zevkini neredeyse sıfıra indiriyor. Bunları okumak zorunda hissediyorsunuz ki daha sonra bu eklenen programları silmesi ya da değişiklikleri eski haline getirmesi çok daha fazla zaman alıyor.
Her windows işletim sistemime yüklediğim, Koreli deyip her seferinde gururla yüklediğim GOM Player'da bile köşeye yazılmış seçeneklerle başıma bir ton program indirmesini bilirim.
En önemli gıcık edici değişiklik ise başlangıç sayfamı değiştirip dövseler kullanmayacağım sayfaları ana sayfam yapmaları.
Geçmişte kısa bir süre linux kullanmış biri olarak ve devamlı android kullanıcısı olarak windows'ta çektiğim acılara gülüyorum. herşeyleriyle daha iyi oldukları belli ancak bırakıp geçilemiyor bir an öyle, yılların alışkanlığı bir anda değişmiyor.
Ama temelli olarak linux'a geçişim benim de yakındır, hem bu sebepler düşünüldüğünde hem de overall bakıldığında daha makul görünmektedir.
windows 10'un sevabına dağıtılabileceği haberleri içimde bir acaba mı sorusu oluştursa da yine de buna tam güvenememekteyim.
10 Mart 2015 Salı
The Talos Principle
muhtesem bir oyun.
o kadar guzelki bu uzun entrimin tamamini telefonda yazmaya usenmiyorum.
serious sam i de yapan hirvat oyun sirketi croteam'in urunu.
belliki oyun uzerine cok calisilmis bunu herseyiyle gosteriyor.
deginilecek cok seyi var oyunun bu yuzden oyunu ilk actigimizda bizi karsilayan menu muzigiyle baslamak istiyorum can sesiyle bi giris yapiyorki akla terminator geliyor sonra ise latince sozlerle ruhani bir ton giriyor kendinizi kilisede ayinin ortasinda hissediyorsunuz ve can sesi yukseliyor. gerilim artiyor. muthis bir sekilde daha oyuna baslamadan alacaginiz zevki katliyor.
menu muzigi disinda oyun icinde de puzzle lari cozerken ya da tapinakta gezinirken calan ruhani muzikler insani etkisinden bir an olsun birakmiyor.
ayar secenegi cok fazla tam inceleme firsatim olmadi ancak ozellikle carpinti yapmasin diye ayarlar ince elenip sik dokunulmus. ancak keyboard configuration yok ki configurasyon yapmaniza gerek de yok kullanilan tus sayisi sinirli oldugu icin. ancak goruntuler kayiyor akiyor yuksek grafiklerde suoer goz dolduran grafikler demosunda oldugu gibi kasmiyor.
oyuna girdikten sonra robot oldugumuzu kesfediyoruz, robotumuzun yuzunu de goremiyoruz ve arkadan gorundugu kadariyla ve daha onceden de duyulan muzigi degerlendirerek ister istemez gecmise gelmis terminator muyuz diye dusunmeden de edememek elde degil.
oyundaki hava muthis gerekse puzzle bolgelerinde gerekse ozgurce dolasabildigimiz alanlarda hep bir gizem hissiyati yasamak burda antik yunan ya da roma donemlerinden kalintilar ve mistik ilahi tonlu sarkilar yeri geldiginde farkettiginiz ortacag ambiyansi. herseyiyile mukemmel bir uyum yakalamis.
ayrica yunan mitolojisine ilgi duyanlarin ekstradan sevecegi de bir oyun zira oyunun adinda bile talos var. hatta daha fazla zevk alip oyunu tamamen sindirmek icin bir mitoloji kitabi okumak bile onerilir. ya da en azindan en genel hikayeleri icarus ve golden fleece gibilerini ogrenmek olay orgusu hakkinda cok fikir verebilir.
oyunda bizle iletisimde bulunan elohimin tanrisal ozellikleri -karanliklari defetmesi gibi- oyunun ruhani havasini daha da arttiriyor. ayrica bize cocuk demesi eger o tanriysa biz de isa miyiz ki diye de dusundurebiliyor ki elohim kulaga yahudi adi gibi geliyor. sesindeki agirlik ve dinginlik ile o konustugunda bi rahatlama hissedersiniz.
you are just a child diye soylenip duran elohim, bana starcraft'taki unlu "awaken my child and embrace the glory that is your birthright" sozunu hatirlatiyor.
bu belirttigim baglantilari kurmak ve kurabiliyo olmak bana tarifi imkansiz hazlar yasatiyor.
puzzle oyunu olmasi sebebiyle portal serisine benziyo olsa da hikayeyi anlatis yonuyle yegane bir oyun. hikayeyi her sektore kurulmus olan console lari kullanarak ogreniyoruz. eski calismalardan kalma sozler notlar bizim kendi yazdigimiz notlar daha onceden puzzle lari bitirmesi icin yollanan diger robotlarin yaptiklarini okumak da cok guzel bir ayrinti.
bu notlardaki nuanslar ise paha bicilemez bir tane notta chat e cikan bir kullanicinin bot olup olmadigini anlamaya calisan bir developer once fransanin baskentini sorar, kullanici paris der. kullanici bunun bot olup olmadigindan suphelenir ve emin olmk icin daha zor bi soru sorar:hirvatistan in baskenti. cevabi zagreb diye yapistirinca bizim developer "tamam sen bi bot mussun gercek bi insan degil". bunun uzerine user "i am not a bot, i am just from europe" diyerek amerikali oldugunu anladigimiz developer a lafi agir koyuyor ve buradaki ulkenin secim sebebi de tabiki de sirkete de adinin bi kismini veren ulke olan hirvatistan.
console larda dosyalari okudukca mantik ve filozofi uzerine ne denli kafa yoruldugunu kesfedebilirsinizn oyleki dedigini anlamak icin bazen 2-3 defa okumak gerekti bazi dosyalari ancak sonunda anladiginizda da aldiginiz haz ayni derecede yuksek.
ana bilgisayarla iletisim kurmak icin bir shell sistemi olusturulmus ve bu acidan gercekten de cok gercekci olmus.
ayrica.oyunu kacak.olarak oynayacak.olan arkadaslar ne yazkki oyunun ortasinda bir asansorde mahsur kalacak ve drvam edemeyecekler.
o kadar guzelki bu uzun entrimin tamamini telefonda yazmaya usenmiyorum.
serious sam i de yapan hirvat oyun sirketi croteam'in urunu.
belliki oyun uzerine cok calisilmis bunu herseyiyle gosteriyor.
deginilecek cok seyi var oyunun bu yuzden oyunu ilk actigimizda bizi karsilayan menu muzigiyle baslamak istiyorum can sesiyle bi giris yapiyorki akla terminator geliyor sonra ise latince sozlerle ruhani bir ton giriyor kendinizi kilisede ayinin ortasinda hissediyorsunuz ve can sesi yukseliyor. gerilim artiyor. muthis bir sekilde daha oyuna baslamadan alacaginiz zevki katliyor.
menu muzigi disinda oyun icinde de puzzle lari cozerken ya da tapinakta gezinirken calan ruhani muzikler insani etkisinden bir an olsun birakmiyor.
ayar secenegi cok fazla tam inceleme firsatim olmadi ancak ozellikle carpinti yapmasin diye ayarlar ince elenip sik dokunulmus. ancak keyboard configuration yok ki configurasyon yapmaniza gerek de yok kullanilan tus sayisi sinirli oldugu icin. ancak goruntuler kayiyor akiyor yuksek grafiklerde suoer goz dolduran grafikler demosunda oldugu gibi kasmiyor.
oyuna girdikten sonra robot oldugumuzu kesfediyoruz, robotumuzun yuzunu de goremiyoruz ve arkadan gorundugu kadariyla ve daha onceden de duyulan muzigi degerlendirerek ister istemez gecmise gelmis terminator muyuz diye dusunmeden de edememek elde degil.
oyundaki hava muthis gerekse puzzle bolgelerinde gerekse ozgurce dolasabildigimiz alanlarda hep bir gizem hissiyati yasamak burda antik yunan ya da roma donemlerinden kalintilar ve mistik ilahi tonlu sarkilar yeri geldiginde farkettiginiz ortacag ambiyansi. herseyiyile mukemmel bir uyum yakalamis.
ayrica yunan mitolojisine ilgi duyanlarin ekstradan sevecegi de bir oyun zira oyunun adinda bile talos var. hatta daha fazla zevk alip oyunu tamamen sindirmek icin bir mitoloji kitabi okumak bile onerilir. ya da en azindan en genel hikayeleri icarus ve golden fleece gibilerini ogrenmek olay orgusu hakkinda cok fikir verebilir.
oyunda bizle iletisimde bulunan elohimin tanrisal ozellikleri -karanliklari defetmesi gibi- oyunun ruhani havasini daha da arttiriyor. ayrica bize cocuk demesi eger o tanriysa biz de isa miyiz ki diye de dusundurebiliyor ki elohim kulaga yahudi adi gibi geliyor. sesindeki agirlik ve dinginlik ile o konustugunda bi rahatlama hissedersiniz.
you are just a child diye soylenip duran elohim, bana starcraft'taki unlu "awaken my child and embrace the glory that is your birthright" sozunu hatirlatiyor.
bu belirttigim baglantilari kurmak ve kurabiliyo olmak bana tarifi imkansiz hazlar yasatiyor.
puzzle oyunu olmasi sebebiyle portal serisine benziyo olsa da hikayeyi anlatis yonuyle yegane bir oyun. hikayeyi her sektore kurulmus olan console lari kullanarak ogreniyoruz. eski calismalardan kalma sozler notlar bizim kendi yazdigimiz notlar daha onceden puzzle lari bitirmesi icin yollanan diger robotlarin yaptiklarini okumak da cok guzel bir ayrinti.
bu notlardaki nuanslar ise paha bicilemez bir tane notta chat e cikan bir kullanicinin bot olup olmadigini anlamaya calisan bir developer once fransanin baskentini sorar, kullanici paris der. kullanici bunun bot olup olmadigindan suphelenir ve emin olmk icin daha zor bi soru sorar:hirvatistan in baskenti. cevabi zagreb diye yapistirinca bizim developer "tamam sen bi bot mussun gercek bi insan degil". bunun uzerine user "i am not a bot, i am just from europe" diyerek amerikali oldugunu anladigimiz developer a lafi agir koyuyor ve buradaki ulkenin secim sebebi de tabiki de sirkete de adinin bi kismini veren ulke olan hirvatistan.
console larda dosyalari okudukca mantik ve filozofi uzerine ne denli kafa yoruldugunu kesfedebilirsinizn oyleki dedigini anlamak icin bazen 2-3 defa okumak gerekti bazi dosyalari ancak sonunda anladiginizda da aldiginiz haz ayni derecede yuksek.
ana bilgisayarla iletisim kurmak icin bir shell sistemi olusturulmus ve bu acidan gercekten de cok gercekci olmus.
ayrica.oyunu kacak.olarak oynayacak.olan arkadaslar ne yazkki oyunun ortasinda bir asansorde mahsur kalacak ve drvam edemeyecekler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

