23 Nisan 2015 Perşembe

Teknolojinin geleneklere katkısı ve unutulması gereken gelenekler

Geleneklerimiz gereği akrabaya eşe dosta hal hatır sormak çok önemlidir. belki de diğer kültürlerde olmadığı kadar. akrabalarımıza verdiğimiz önem zaten sürüsüyle aile içi kişiden kişiye değişen hitap biçimleriyle açıklanabilir.

teknolojinin gelişmesi ile bayramlarda, tatillerde, kandillerde insanlar akrabaları ile konuşabiliyorlar. teknoloji insanları bozdu diyenler bunu dikkate almıyorlar.

Ramazan davulcuları eskiden bir zorunluluktu kimsenin çalar saati yokken gerekli bir şeydi. Ancak şimdi herkesi var ve isteyen istediği saatte kalkar sahuru yapmasına ve bu yüzden gereksiz yere 1 saat önceden kalkmasına gerek yoktur zira davulcular ritimsiz düzensiz sürekli olarak bam bam vururlar. Bu gelenek unutulsa bırakılsa milletin sağlığı ve geleceği için daha hayırlı olur.

Turizm

Türkiye'de yasaklanması gereken olaydır.

Ortalama bir vatandaşın iyiliği için kesinlikle gereklidir.

Önce bu sebeplere gelmeden, şu verileri vererek turizmde zaten başarısız olduğumuzu göstermek istiyorum.

Türkiye toplam turist sayısında dünyada 5. sırada ama elde edilen gelirde 10. sırada. Bunun dengelenmesi sağlanmadan turizmden medet umulmamalıdır. Bunun anlamı başka ülkelerden insanlar sırf paraları değerli diye gelip burada krallar gibi yaşıyorlardır.

Bu gelen turistler nerede mi kalıyor? Dünyanın en ünlü otellerinde hilton gibi zincirlerde ya da yine milyonerliği aşmış türklerin elinde. Bu turistler ne yiyor ne içiyor?

Starbucks'tan bir mocha ve Mcdonalds'tan bir big mac...

Hakkını yemeyelim bizim maraş dondurmacısı da bi kaç kuruş kazanıyor elbette. Ama aslan payı, yani %95'inin nereye gittiği belli. Ve daha sonra o yüzde doksan beşin nereye gittiği belli değil. Vergiye yüzde kaçı gidiyor sanırsınız? gitmesi gerekenin çok az bir miktarı. yani devlet zaten kazanamıyor ki vatandaşa başka yatırım yapsın. Tam tersine vatandaştan alınan vergi Samsun'da, Isparta'da halka yardım olarak kullanılacağına İstanbul'daki turiste hizmet etsin diye bir ton yol, park, otobüs, metro vs yapılıyor. güvenlikleri sağlansın diye daha fazla polis gerekiyor vs.

Vatandaşa kalan nedir peki? İstanbul'da hayvani bir trafik, metrolarda otobüslerde gereksiz kalabalık, müzelerimizde gereksiz doluluk. Fiyatlarda bindirmeler her köşede her dükkanda. Turistlere ayıp olmasın diye kendi insanımızı hor gören şerefsiz memurlar da cabası.

Elbette Türkiye para kazanıyor ama halk olarak çektiğimiz zahmete bu değer mi?





Windows'a bişey yüklemek

Son dönemlerde çok kullanılan genel programların bile içine gereksiz ve gıcık programların eklenmesi sebebiyle windows'tan soğumaktayım. Bunu elbet istemezdim elbette windows bizim ilk aşkımızdı. 

Bu lanet gereksiz programların yüklenmesini iptal etmek için hızlıca next'lere bastığımız yerleri ayrıntılı okumak gerekiyorki bu birşey yüklemenin zevkini neredeyse sıfıra indiriyor. Bunları okumak zorunda hissediyorsunuz ki daha sonra bu eklenen programları silmesi ya da değişiklikleri eski haline getirmesi çok daha fazla zaman alıyor. 

Her windows işletim sistemime yüklediğim, Koreli deyip her seferinde gururla yüklediğim GOM Player'da bile köşeye yazılmış seçeneklerle başıma bir ton program indirmesini bilirim.

En önemli gıcık edici değişiklik ise başlangıç sayfamı değiştirip dövseler kullanmayacağım sayfaları ana sayfam yapmaları. 

Geçmişte kısa bir süre linux kullanmış biri olarak ve devamlı android kullanıcısı olarak windows'ta çektiğim acılara gülüyorum. herşeyleriyle daha iyi oldukları belli ancak bırakıp geçilemiyor bir an öyle, yılların alışkanlığı bir anda değişmiyor.

Ama temelli olarak linux'a geçişim benim de yakındır, hem bu sebepler düşünüldüğünde hem de overall bakıldığında daha makul görünmektedir.

windows 10'un sevabına dağıtılabileceği haberleri içimde bir acaba mı sorusu oluştursa da yine de buna tam güvenememekteyim.

10 Mart 2015 Salı

The Talos Principle

muhtesem bir oyun.

o kadar guzelki bu uzun entrimin tamamini telefonda yazmaya usenmiyorum.

serious sam i de yapan hirvat oyun sirketi croteam'in urunu.

belliki oyun uzerine cok calisilmis bunu herseyiyle gosteriyor.

deginilecek cok seyi var oyunun bu yuzden oyunu ilk actigimizda bizi karsilayan menu muzigiyle baslamak istiyorum can sesiyle bi giris yapiyorki akla terminator geliyor sonra ise latince sozlerle ruhani bir ton giriyor kendinizi kilisede ayinin ortasinda hissediyorsunuz ve can sesi yukseliyor. gerilim artiyor. muthis bir sekilde daha oyuna baslamadan alacaginiz zevki katliyor.

menu muzigi disinda oyun icinde de puzzle lari cozerken ya da tapinakta gezinirken calan ruhani muzikler insani etkisinden bir an olsun birakmiyor.

ayar secenegi cok fazla tam inceleme firsatim olmadi ancak ozellikle carpinti yapmasin diye ayarlar ince elenip sik dokunulmus. ancak keyboard configuration yok ki configurasyon yapmaniza gerek de yok kullanilan tus sayisi sinirli oldugu icin. ancak goruntuler kayiyor akiyor yuksek grafiklerde suoer goz dolduran grafikler demosunda oldugu gibi kasmiyor.

oyuna girdikten sonra robot oldugumuzu kesfediyoruz, robotumuzun yuzunu de goremiyoruz ve arkadan gorundugu kadariyla ve daha onceden de duyulan muzigi degerlendirerek ister istemez gecmise gelmis terminator muyuz diye dusunmeden de edememek elde degil.

oyundaki hava muthis gerekse puzzle bolgelerinde gerekse ozgurce dolasabildigimiz alanlarda hep bir gizem hissiyati yasamak burda antik yunan ya da roma donemlerinden kalintilar ve mistik ilahi tonlu sarkilar yeri geldiginde farkettiginiz ortacag ambiyansi. herseyiyile mukemmel bir uyum yakalamis.

ayrica yunan mitolojisine ilgi duyanlarin ekstradan sevecegi de bir oyun zira oyunun adinda bile talos var. hatta daha fazla zevk alip oyunu tamamen sindirmek icin bir mitoloji kitabi okumak bile onerilir. ya da en azindan en genel hikayeleri icarus ve golden fleece gibilerini ogrenmek olay orgusu hakkinda cok fikir verebilir.

oyunda bizle iletisimde bulunan elohimin tanrisal ozellikleri -karanliklari defetmesi gibi- oyunun ruhani havasini daha da arttiriyor. ayrica bize cocuk demesi eger o tanriysa biz de isa miyiz ki diye de dusundurebiliyor ki elohim kulaga yahudi adi gibi geliyor. sesindeki agirlik ve dinginlik ile o konustugunda bi rahatlama hissedersiniz.

you are just a child diye soylenip duran elohim, bana starcraft'taki unlu "awaken my child and embrace the glory that is your birthright" sozunu hatirlatiyor.

bu belirttigim baglantilari kurmak ve kurabiliyo olmak bana tarifi imkansiz hazlar yasatiyor.

puzzle oyunu olmasi sebebiyle portal serisine benziyo olsa da hikayeyi anlatis yonuyle yegane bir oyun. hikayeyi her sektore kurulmus olan console lari kullanarak ogreniyoruz. eski calismalardan kalma sozler notlar bizim kendi yazdigimiz notlar daha onceden puzzle lari bitirmesi icin yollanan diger robotlarin yaptiklarini okumak da cok guzel bir ayrinti.

bu notlardaki nuanslar ise paha bicilemez bir tane notta chat e cikan bir kullanicinin bot olup olmadigini anlamaya calisan bir developer once fransanin baskentini sorar, kullanici paris der. kullanici bunun bot olup olmadigindan suphelenir ve emin olmk icin daha zor bi soru sorar:hirvatistan in baskenti. cevabi zagreb diye yapistirinca bizim developer "tamam sen bi bot mussun gercek bi insan degil". bunun uzerine user "i am not a bot, i am just from europe" diyerek amerikali oldugunu anladigimiz developer a lafi agir koyuyor ve buradaki ulkenin secim sebebi de tabiki de sirkete de adinin bi kismini veren ulke olan hirvatistan.

console larda dosyalari okudukca mantik ve filozofi uzerine ne denli kafa yoruldugunu kesfedebilirsinizn oyleki dedigini anlamak icin bazen 2-3 defa okumak gerekti bazi dosyalari ancak sonunda anladiginizda da aldiginiz haz ayni derecede yuksek.

ana bilgisayarla iletisim kurmak icin bir shell sistemi olusturulmus ve bu acidan gercekten de cok gercekci olmus.

ayrica.oyunu kacak.olarak oynayacak.olan arkadaslar ne yazkki oyunun ortasinda bir asansorde mahsur kalacak ve drvam edemeyecekler.

6 Mart 2015 Cuma

Masaüstü Özelleştirmesi

Arkadaş-akraba herkesin masaüstüne şöyle bi göz atıyoruz elbet. Dikkatimi çeken bir konu özenle seçilmiş bir masaüstü background resmi ve düzensizce yerleştirilmiş itemlar. Belki biraz düzenli olanlarda bi ya da 2 tane klasör oluşturulmuş ve herşey bunların içine konulmuştur ve dosyaların dizimi sol üst köşeden başlamaktadır.

İnternette inanılmaz costumization tool lar var. Mükemmel şeyler yapılmış ve bazıları ise kendi çabalarıyla güzel bi background resmi ile yaratıcılıklarda bulunmuş. Bunları elbet herkes yapsın demiyorum. Herkes yapsa zaten aynı kısmeti kalmayacaktır ki.

Ancak yinede en azından benim gibi bir dizilim yapılabilir.

Klasör lerin ve oyunların dağılımı herşey bir uyum içerisinde. Teamviewer'ın her bağlantıdan sonra background u silmesi dolayısıyla genelde siyah durur ancak düzenlemeden dolayı güzel durur.

En üstte sistem klasörleri olan çöp kutusu, bilgisayarım, indirilenler gibi klasörler bulunurken bir alt katta programlama ile ilgili klasörler daha sonra müzikler ve filmler diye sıralnamıştır. Oyunlarım ise sol sütun single player mission'larını bitirdiğim ancak henüz yerim çok şükür bol olduğu için silmeye kıyamadığım arada açıp bir puzzle-outpost-rampage yapıp rahatladığım oyunlardan oluşmakta. Ortadaki sütun ise internetten online olarak oynanan oyunlardan ve sağdaki üstun ise henüz bitirmediğim oyunlardan oluşmakta.

Buna rağmen kimseyi direk yargılamamak lazım çünkü ben de eski masaüstlerime baktığımda şuanda kızdığım şeyi yaptığımı görüyorum.

2009:


2010:

2013:

2014:


Görüldüğü ben bile uzun sürelerle bilgisayarı kullanan birisi olmama rağmen özgün bir görünüş alması uzun yıllar almış.

5 Mart 2015 Perşembe

Facebook'ta Genel Şeylere Like Vermek

Günümüzün hastalığı-trendi ne derseniz diyin Facebook'ta rastladığım ve artık görmekten bıktığım bi olaya değinmek istedim. Facebook'ta verilen like'lara yani like'lanan sayfalara bakarak bi kişi hakkında çok şey söyleyebilirim. Ve elimde olmadan bir önyargıyla Facebook'ta genel birşeye like verilmesi o kişinin değerini gözümde eksilere düşürür.

Listening music...

Kim müziği sevmezki ? yani zaten insanların %99 unun yaptığı ve hatta severek yaptığı birşey zaten buna like vererek ne elde ettin ?

Belki buna sizde katılırsınız ama ben işi ileriye götürüp -müzik konusundan ilerleyecek olursak- mesela "metal müzik" adlı sayfaya like veren metalci arkadaşlar vardır. yani metalci olduğunu belirtmek için oraya o verdiğin like senin lame'liğinden ötesi değildir. orada en sevdiğin bi kaç gruba like verirsin ya da hatta bi kaç şarkıya sadece ve seni anlayan anlar. Cool kalırsın. Ancak o genel sayfaya verdiğin like ile değerin eksilere düşer.

Facebook'a günde sadece bir kaç kez girip çıkmak maksadıyla giren ben bile buna çok dikkat ediyorsam artık gidin siz düşünün bunu yapanların ne kadar noobish bir hayat yaşadığını.

Bu yazıyı da vaktinde yazsam daha güzel bir yazı olabilirdi ancak üzerinden çok zaman geçti bu notumu kenara yazalı belki de 6-7 ay hatırlayamayacağım bundan sonra aklıma geldiği gibi yazılarımı bi kenara yazsam daha verimli olacak ancak hali hazırda bahsetmek istediğim 15 civarında konu da var. onlara olan oldu.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Artık Duyulmayan Sabah Ezanları

Yakacık'a ben 2-3 yaşlarındayken ilk taşındığımızda evimizin sağı-solu-arkası-önü açıktı. Mutfak balkonundan Aydos Dağı yamaçlarındaki yemyeşil ormanlık alanlar gözü alabildiğine uzanırdı. Her balkona çıkışta o hoş görüntüyü görmek ruhu açardı ufuk katardı. Ancak vakti geldi, orman yangınlarını korkulu gözlerle, onu söndürmeye çalışan helikopterleri, uçakları, dar sokaklardan dev araçlarla olabildiğince hızlı geçen itfaiye ekipleri adeta bir yaralıyı hastaneye yetiştirirmişçesine koşturmalarını da izledik. Her gülün bir dikeni vardı, göz görmek istemezdi ama sesler arkasına saklandığımız duvarlardan bizi bulurdu.

Evet bulurdu...

Aynı sabah ezanları gibi. Bu sefer diğer balkondan bakılır... Kartal, E5, Adalar ve bazen Yalova... Bulutsuz günlerde keyfini sürmek tarifsizdi. Çay yudumlarken gemilerin uçaklarla yarattığı uyum paha biçilemezdi, ancak bana en çok zevk veren ve beni huzurla dolduran burasının bizim evimiz olduğu gerçeğiydi.

Sabahın habercisi ezan balkondan görebileceğimiz neredeyse tüm camilerden gelirdi. Adeta bir senfoni idi. Geceleri yatmadan önce ezana denk gelebilmek için dua ederdim ve sabah o inanılmaz sesleri dinlerken kendimi dünyanın en mutlu insanı hissederdim ve şükrederdim ama aynı zamanda bilirdim bu günler bitecekti.

Ortak bir ezan yoktu. Yaklaşık 10 kadar caminin sesi duyulurdu ve öyleki biri bittiğinde bir diğeri daha yeni başlardı. Ve normalde 5 dakika sürmesi beklenen senfoniyi  her seferinde 2 katını duyabilirdik. O ezandaki ton hiçbirşeyde yoktur ne başka bir vakit ezanında ne de bir ilahide.

Yıllar bu şekilde geçti ve 2 sokak alta haddinden fazla yükseklikte bir bina yapıldı. Adalar manzarasının bir bölümü yok oldu. Bir kaç sene sonra bir alt sokağa aynı şekilde bir bina yapıldı. Adalar manzarası tamamıyla kapandı. Bir kaç sene sonra sağ, sol, yan sokaklar ve kaçınılmaz son olarak hemen önümüze de yüksek binalar yapıldı. Artık evimiz sokağa kapısı olan tek ev değildi. Adaları gören, Yalova'yı gören bir manzarası da yoktu. O artık sadece bir binaydı, sıradan bir Istanbul binası...

Manzaraya üzülürken kaybettiğimiz bir şeyin farkına da daha sonradan vardık. Artık ezan sesi duyulmuyordu her sabah içimizi dolduran huzur artık yoktu. Her sabah umutla güne başlatan bu muazzam sesten mahrum kalmanın acısı içimizdeydi ama kimse bunu paylaşmayı yeğlememişti. Bazen acılar gizli kalmalıydı...